<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Doğal Haberler</title>
	<atom:link href="http://dogalhaberler.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://dogalhaberler.com</link>
	<description>Türkiyenin En Kapsamlı Sağlık ve Doğal Haber Merkezi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 17 Feb 2012 09:06:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Kanseri yenen çay !</title>
		<link>http://dogalhaberler.com/kanseri-yenen-cay.html</link>
		<comments>http://dogalhaberler.com/kanseri-yenen-cay.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2012 09:06:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MFCANSIZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dogalhaberler.com/?p=862</guid>
		<description><![CDATA[Kanadalı Bilim Adamları Kanseri yenen çayı buldu ! Kanser hastaları için umut verici çalışma, Windsor Üniversitesi Onkoloji Servisi bilimadamları ve Windsor Bölgesel Kanser Merkezi ekiplerince ortaklaşa yürütülüyor. Konuyla ilgili bilgi veren Dr. Caroline Hamm, karahindiba kökü ekstresinin eşsiz bir bitki olduğunu belirterek, bununla tedavisinden umut kesilerek evine gönderilen 72 yaşındaki bir hastanın iyileştiğini anlattı. John [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-863" title="kns" src="http://dogalhaberler.com/wp-content/uploads/kns.jpg" alt="" width="240" height="196" /><strong>Kanadalı Bilim Adamları Kanseri yenen çayı buldu !</strong><br />
Kanser hastaları için umut verici çalışma, Windsor Üniversitesi Onkoloji Servisi bilimadamları ve Windsor Bölgesel Kanser Merkezi ekiplerince ortaklaşa yürütülüyor. Konuyla ilgili bilgi veren Dr. Caroline Hamm, karahindiba kökü ekstresinin eşsiz bir bitki olduğunu belirterek, bununla tedavisinden umut kesilerek evine gönderilen 72 yaşındaki bir hastanın iyileştiğini anlattı.</p>
<p>John DiCarlio isimli hastanın, 3 yıl süren yoğun lösemi tedavisinin ardından, yapılacak birşey kalmadığı için, kalan ömrünü ailesi ile birlikte geçirmesi için evine gönderildiğini belirten Dr. Caroline Hamm, “laboratuvarda hazırlanan karahindiba ekstresini, John’un evine götürüp çay olarak hazırladık. Kendisine de nasıl hazırlayacağını öğreterek, bittikçe yenilerini verdik. 4 ay sonra kanser değerlerinde iyileşme saptadık. Aradan geçen 3 yılın ardından John, tamamen iyileşti” dedi.</p>
<p>Karahindiba kökü çayının, herkeste aynı etkiyi göstermediğine dikkati çeken Dr. Hamm, her hastanın ihtiyacı olan dozun belirlenmesinin önemli olduğunu ve buna yoğunlaştıklarını ifade etti. Doktor tedavisi ve kontrolü altında olan, kemoterapi ya da düzenli ilaç kullanan kanser hastalarının, doktorlarına danışmadan bu çayı kullanmamalarını isteyen Dr. Caroline Hamm, bilim heyetinin Kanada Sağlık Bakanlığına ekstre ile ilgili yasal müracaatları yaptığını, bunun kabul edilmesi halinde klinik çalışmaların en az 21 hasta üzerinde başlayacağını söyledi. Caroline Hamm, 6 ila 8 ay sürecek olan birinci aşamanın ardından, karahindiba kökü çayının hangi kanser türlerine ne oranda iyi geldiğinin belirleneceğini anlattı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dogalhaberler.com/kanseri-yenen-cay.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mamografinin faydasından çok zararı var !</title>
		<link>http://dogalhaberler.com/mamografinin-faydasindan-cok-zarari-var.html</link>
		<comments>http://dogalhaberler.com/mamografinin-faydasindan-cok-zarari-var.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 08:13:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MFCANSIZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmet Rasim KÜÇÜKUSTA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dogalhaberler.com/?p=859</guid>
		<description><![CDATA[Ahmet Rasim Küçükusta sizle için yazdı&#8230; Mamografilerin faydasından çok zararı var &#8211; 1 Tüm dünyada kadınlarda görülen kanserler içinde meme kanseri ilk sırada yer alıyor. Ülkemizde her sene 25 bin kadar kadında meme kanseri geliştiği tahmin ediyor. Başka kanser türlerinde olduğu gibi meme kanserinde de erken teşhis çok önemli ve hayat kurtarıcı olduğu için dünyanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignleft size-full wp-image-840" title="Ahmet-Rasim-Küçükusta" src="http://dogalhaberler.com/wp-content/uploads/Ahmet-Rasim-Küçükusta.jpg" alt="" width="250" height="185" />Ahmet Rasim Küçükusta sizle için yazdı&#8230; Mamografilerin faydasından çok zararı var &#8211; 1</strong></p>
<p>Tüm dünyada kadınlarda görülen kanserler içinde meme kanseri ilk sırada yer alıyor. Ülkemizde her sene 25 bin kadar kadında meme kanseri geliştiği tahmin ediyor.</p>
<p>Başka kanser türlerinde olduğu gibi meme kanserinde de erken teşhis çok önemli ve hayat kurtarıcı olduğu için dünyanın birçok ülkesinde mamografi ile taramalar yapılıyor.</p>
<p>Türk Radyoloji Derneği (TRD) de kadınlarımıza 40’ tan 70 yaşına kadar her sene mamografi çektirmeleri tavsiyesinde bulunuyor ama erken teşhis için mamografilerin gerekli olup olmadığı, hangi yaştan itibaren ve hangi sıklıkla yapılmasının doğru olduğu konusunda farklı görüşler var.</p>
<p>Mamografilerin meme kanserinden ölümleri azaltmada sanıldığı kadar etkili olmadığını, hatta zararının daha fazla olabileceğini ortaya koyan çalışmaların sayısı giderek artıyor.</p>
<p>Mamografi ile yapılan taramaların ülkemizde de tartışılması gerektiğine inanıyorum.</p>
<p>Türk Kardiyoloji Derneğinden sonra şimdi de TRD beni mamografilere karşı çıkarak kadınların aklını karıştırmakla ve onların meme kanseri olmalarına sebep olmakla suçlayabilir ama canları sağ olsun.</p>
<p>Amacım, toplumu bu bilimsel araştırma sonuçlarından haberdar ederek insanları tam ve doğru olarak bilgilendirmek. Kadınlarımızın her zaman olduğu gibi doğru seçimi yapacaklarından da hiç şüphem yok.</p>
<p>Meme kanseri taramalarının faydadan çok zararı var</p>
<p>İngiltere’ de yapılan ve 40 yaşından itibaren her sene mamografi çektiren kadınların faydadan çok zarar görebileceklerini ortaya koyan çalışma Batı basınında “Meme kanseri taramalarının faydadan çok zararı var” başlığıyla haber oldu.</p>
<p>BMJ isimli tıp dergisinde yayınlanan yeni araştırma İngiltere’ de meme kanseri taramalarının başlamasına sebep olan Forest Raporunun yeniden değerlendirilmesi suretiyle gerçekleştirildi.</p>
<p>1986’ da yayınlanan ve taramaları, kazanılan ekstra hayat süresinin kalite ve kantitesini ölçen “kaliteye endeksli yaşam yılı” (KEYY) parametresine göre değerlendiren Forest Raporu, bu sayede kadınlarda meme kanserinden ölümlerin üçte bir oranında azalacağını ve zararlı bir etkisinin olmayacağını iddia ediyor.</p>
<p>İncelemenin zararlarını dikkate almayan bu rapora göre, 20 sene boyunca taramalara katılan her 100 bin kadın için KEYY 3 bin olarak hesaplanıyor.</p>
<p>Southampton Üniversitesi uzmanları Raftery ve Chorozoglou, Forest’ in araştırmasını mamografinin zararlarını, yani kanser olmadığı halde kanser teşhisi konanları (yanlış pozitiflik) ve kanser olduğu halde tedavisi gerekmeyenleri (aşırı teşhis) de hesaba katarak güncellediler.</p>
<p>Yanlış pozitiflik, mamografideki bir anormallik sebebiyle kanser teşhisi konan bir kadında neticede kanser olmadığının ortaya çıkması manasına geliyor.</p>
<p>Aşırı teşhis ise bir kadında hiçbir probleme yol açmayacak bir kanserin teşhis ve tedavi edilmesi demektir. Bu tür aşırı teşhislerin önemli bir kısmı “duktal in situ karsinom” (DİSK) dolayısıyladır. DİSK, meme kanseri için bir risk yaratsa da bunların çok azı meme kanserine dönüşür.</p>
<p>Taramaların zararlı etkiler hesaba katıldığı yeni araştırmada KEYY’ in 20 sene sonra 1.500, yani Forest’ in tahminlerinin yarısı kadar olduğu ortaya çıktı.</p>
<p>Araştırmayı yapan uzmanlardan Raftery “Taramaların ilk 8 senede zararlarının daha fazla olduğunu, 20 sene sonra faydalarının görüldüğünü ama bunun Forest Raporunda bildirilenden çok daha az olduğunu” bildiriyor ve ekliyor:</p>
<p>“Şüpheli bir kanser sebebiyle ameliyat edilecek kadınların çoğunun aslında bu tedaviye ihtiyaçları yok. Birçoğu, ameliyat oldukları için hayatlarının kurtulduğunu sanıyor ama gerçekte bunlardan sadece on taneden birinin hayatı kurtarılmış oluyor.</p>
<p>Mamografi yaptıracak kadınların bu işlemden görecekleri fayda ve zararlar iyi hesap edilmelidir. Taramaların özellikle genç kadınlarda daha seyrek yapılması işlemin zararlarını azaltabilir.” diyor.</p>
<p>Tarama amaçlı mamografiyi savunanlar ise, bazı kadınlara bu yüzden gereksiz kanser teşhisi konduğunun ve bazılarının gereksiz yere tedavi edildiğinin doğru olduğunu ama bu sayede birçok kadında da meme kanserinin erken devrede yakalanarak hayatlarının kurtulduğunu belirtiyorlar.</p>
<p>Gelelim neticeye</p>
<p>Bu araştırma da daha sonra gündeme getireceğim diğer araştırmalar da tüm kadınların gelişigüzel meme kanseri taramalarına tabi tutulmalarının çok doğru olmadığını gösteriyor.</p>
<p>TRD, elbette yabancı kaynakları takip etmek, dikkate almak zorundadır ama bunları değişmez evrensel doğrular olarak kabul ederek ülkemiz kadınlarındaki fayda ve zararlarını hiç araştırmadan olduğu gibi uygulamaya koyması da makul ve mantıklı değildir.</p>
<p>Bana soracak olursanız taramalarda meme kanseri riski yüksek olanlara ağırlık verilmelidir derim ama asıl yapılması gerekenler şunlardır:</p>
<p>BİR: Kadınlarımız meme kanseri ve kendi kendine meme muayenesi konusunda bilinçlendirmelidir.</p>
<p>İKİ: Tüm pratisyen ve aile hekimleri meme muayenesini çok iyi yapabilmeli ve takipleri altında olan kadınları yılda bir muayene etmelidir.</p>
<p>ÜÇ: Taramaların bizim kadınlarımızda ne işe yaradığı mutlaka bilimsel olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p>KAYNAKLAR</p>
<p>http://www.bmj.com/content/343/bmj.d7627</p>
<p>http://www.guardian.co.uk/society/2011/dec/09/breast-cancer-screening-harm</p>
<p>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/01/20/bir-tavsiye/rayasyonsuz-goruntulemeye-tepki/</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dogalhaberler.com/mamografinin-faydasindan-cok-zarari-var.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstenilen her röntgeni çektirmek doğru mu ?</title>
		<link>http://dogalhaberler.com/istenilen-her-rontgeni-cektirmek-dogru-mu.html</link>
		<comments>http://dogalhaberler.com/istenilen-her-rontgeni-cektirmek-dogru-mu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Jan 2012 10:13:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MFCANSIZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmet Rasim KÜÇÜKUSTA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dogalhaberler.com/?p=857</guid>
		<description><![CDATA[Genellikle herkesin böyle bir soru kafasına takılmıştır. Ahmet Rasim Küçükustanın kaleminden bu sorumuzun cevabı : Amerika’ da 355 bin çocuk üzerinde yapılan bir araştırmada 18 yaşına gelene kadar çocuklara ortalama olarak 7 kez röntgen, ultrason, tomografi, manyetik rezonans gibi çeşitli radyolojik incelemeler yapıldığını gösteriyor. Bu araştırmaya göre, çocukların yüzde 12’sine tomografi; ilk 3 yaşa kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://dogalhaberler.com/wp-content/uploads/Ahmet-Rasim-Küçükusta.jpg"><img src="http://dogalhaberler.com/wp-content/uploads/Ahmet-Rasim-Küçükusta.jpg" alt="" title="Ahmet-Rasim-Küçükusta" width="250" height="185" class="alignleft size-full wp-image-840" /></a><strong>Genellikle herkesin böyle bir soru kafasına takılmıştır. Ahmet Rasim Küçükustanın kaleminden bu sorumuzun cevabı :<br />
</strong><br />
Amerika’ da 355 bin çocuk üzerinde yapılan bir araştırmada 18 yaşına gelene kadar çocuklara ortalama olarak 7 kez röntgen, ultrason, tomografi, manyetik rezonans gibi çeşitli radyolojik incelemeler yapıldığını gösteriyor. </p>
<p>Bu araştırmaya göre, çocukların yüzde 12’sine tomografi; ilk 3 yaşa kadar her 4 çocuktan birine iki veya daha fazla ve her 7 çocuktan birine üç veya daha fazla röntgen çekilmiş olması uzmanları ciddi şekilde endişelendiriyor. </p>
<p>Tıbbi görüntüleme tetkiklerinin çoğunda “X-ışınları” yani radyasyon kullanılıyor. Radyasyonun kansere sebep olduğu ve alınan doz arttıkça kanser riskinin arttığı konusunda ise hiç şüphe yok. Araştırmalar, tüm kanserlerin yüzde 2’ sinin sebebinin radyasyon olduğunu gösteriyor. </p>
<p>X-ışınlarının kanser yapıcı etkileri hızlı çoğalan hücrelere sahip olan çocuk ve gençler ile hamile kadınlarda çok daha fazla. Her röntgen veya tomografi çekilen kimse ertesi gün kanser olmuyor fakat küçük yaşlardan itibaren maruz kalınan bu kadar çok radyasyon kanser için ciddi risk yaratıyor. </p>
<p>Tıbbi görüntüleme tetkikleri şüpesiz ki doktorların en büyük yardımcısı ve birçok hastalığın teşhisi bu sayede konuyor ama her öksüren, her nefesi daralan, her sırtı veya beli ağrıyana röntgen çekilmesi de gerekmiyor. </p>
<p>İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre radyolojik tetkiklerin yüzde 30’ a yakın kısmı boş yere yapılıyor! Bizde de durumun bundan farklı olmadığını düşünüyorum. </p>
<p>Radyasyon kanser yapıyor </p>
<p>Amerika’ da yapılan bir araştırmada her sene en az 4 milyon Amerikalı’ nın tıbbi tetkikler dolayısıyla yüksek dozda radyasyona maruz kaldığı, bunların 400 bininin aldıkları radyasyon miktarının nükleer santrallerde çalışanların bir senede almalarına izin verilen maksimum dozunun bile üzerinde olduğu belirlendi. </p>
<p>Araştırmada radyolojik inceleme yapılan kişilerin aldıkları ortalama radyasyon miktarı 2.6 mSv olarak bulundu. Bu oldukça düşük bir doz ve insan sağlığı için herhangi bir tehlike oluşturmuyor, ancak hastaların yüzde 20’ sinin orta derecede, yüzde 2’ sinin ise yüksek derecede radyasyon almış olmaları üzerinde durulmaya değer bir konu. </p>
<p>Tomografi-kanser ilişkisini gösteren çarpıcı bilgileri özetlemek istiyorum: </p>
<p>    Bilgisayarlı tomografi sırasında hastanın aldığı ışın dozu standart bir akciğer röntgenin birkaç yüz, bir mamografi filminin ise 100 misli daha fazladır.<br />
    Tek bir tüm vücut tomografisi sırasında maruz kalınan radyasyonun kanser riskini yüzde 1 oranında artırır. Buna göre, tek bir tomografinin 45 yaşındaki her 1.200 kişinin birinde tümör oluşumuna sebep olabileceği hesaplanıyor.<br />
    45 yaşından başlayarak 30 yıl tomografi çekilen her 50 hastanın birinde kanser oluşuyor.<br />
    Tomografi çekimi sırasında alınan radyasyon 13 miligray olup, bu miktar Hiroşima’da atom bombasının atıldığı yerin 1,5 mil uzağında bulunan insanların aldığı radyasyona eşittir. </p>
<p>Tek bir akciğer röntgeni bile kanser riskini artırabilir </p>
<p>Fransa’ da 1.600 kadın üzerinde gerçekleştirilen bir araştırmada, genetik olarak meme kanserine yatkınlığı olan kadınlarda 20 yaşından önce çekilen akciğer röntgeninin meme kanseri riskini yüzde 54 oranında artırdığını gösteren sonuçlar elde edildi. Buna göre, bu kadınların 40 yaşına geldiklerinde meme kanseri olma riskleri hiç röntgen çektirmemiş olan kadınlara göre de 2.5 kat fazla idi. </p>
<p>Durun, hemen telaşlanmayın! Bu ihtimal sadece meme kanseri için ‘genetik olarak risk altında olan’ kadınlar için söz konusu. </p>
<p>Meme kanserlerinin sadece yüzde 10 kadarı genetik faktörlerle ilgilidir. Bu risk de BRCA1 ve 2 ismi verilen genlerdeki mutasyonlardan kaynaklanıyor. Araştırmalara göre, BRCA1 ve 2 mutasyonu olan kadınlarda, 70 yaşından önce meme kanseri riski yüzde 80 iken, bu mutasyon olmayan kadınlarda risk yüzde 10’dur. </p>
<p>Mutasyon olan kadınların meme kanserine yakalanmamaları için radyasyondan ve X-ışınlarından ciddi şekilde korunmaları çok önemlidir. </p>
<p>Gelelim neticeye </p>
<p>Tabii ki radyolojik incelemeler mutlaka gerekli oldukları için yapılıyorsa diyecek bir şey yok, ama bu tetkiklerin önemli bir kısmının fuzuli yapıldığı da aşikâr. </p>
<p>Bazı doktorların bilgi ve tecrübe yetersizliği, bazılarının hastanın muayenesine ayıracak yeterli zamanları olmaması, bazılarının hata yapma korkusu bu gereksiz testlerin başta gelen sebepleri. </p>
<p>İngiltere’ de Sağlık Bakanlığı’ nın tarama amacıyla tomografi çekilmesini yasaklayan kararı da üç sene önce Amerika’ da çocukları radyasyondan korumak için başlatılan kampanyanın ne kadar doğru girişimler olduğu ortada. </p>
<p>Elimizde herhangi bir istatistiksel veri olmamakla beraber ileri radyolojik incelemelerin ülkemizde de gelişmiş ülkelerdeki kadar hatta onlardan daha çok uygulandığını biliyoruz. </p>
<p>Doktorlarımızı, bu tür tetkikleri isterken daha çok düşünmeye, hastaları da kendilerinden istenen tetkikin fayda ve zararlarını doktorları ile tartışmaya davet ediyorum. </p>
<p>Hastaların doktorlarına ‘Bu testin gerekli olup olmadığını ve test sonucunun tedaviyi ne ölçüde etkileyeceğini’ mutlaka sormaları gerekiyor! </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dogalhaberler.com/istenilen-her-rontgeni-cektirmek-dogru-mu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklar için önemli tehlike !</title>
		<link>http://dogalhaberler.com/cocuklar-icin-onemli-tehlike.html</link>
		<comments>http://dogalhaberler.com/cocuklar-icin-onemli-tehlike.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2012 00:01:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MFCANSIZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dogalhaberler.com/?p=853</guid>
		<description><![CDATA[Metabolik sendrom Özellikle son 50-100 yıl içinde genlerimizin daha önce hiç alışık olmadığı, kan şekerini hızla yükselten beyaz un ve şekerden mamül gıdalar aşırı şekilde kullanılmaya başlandı; buna bağlı olarak taze sebze-meyve ve tencere yemeklerinin tüketiminde de belirgin bir azalma oldu. Kan şekerini hızla yükselten gıdaların aşırı şekilde kullanılması şişmanlık, diyabet, koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignleft size-full wp-image-854" title="metabolik" src="http://dogalhaberler.com/wp-content/uploads/metabolik.jpg" alt="" width="300" height="300" />Metabolik sendrom</strong></p>
<p>Özellikle son 50-100 yıl içinde genlerimizin daha önce hiç alışık olmadığı, kan şekerini hızla yükselten beyaz un ve şekerden mamül gıdalar aşırı şekilde kullanılmaya başlandı; buna bağlı olarak taze sebze-meyve ve tencere yemeklerinin tüketiminde de belirgin bir azalma oldu.</p>
<p>Kan şekerini hızla yükselten gıdaların aşırı şekilde kullanılması şişmanlık, diyabet, koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, felç, ülser, astım, romatizma, kronik yorgunluk sendromu, kanser ve osteoporoz gibi son yıllarda müthiş artış gösteren çok sayıda kronik-dejeneratif hastalığa neden olmaktadır. Bu hastalıklara toplu halde insülin direnci ya da metabolik sendrom denilmektedir. Türkiye’de metabolik sendromun erişkinlerde çok yaygın olduğu belgelenmiştir. Çocuklardaki veriler ise azdır. Prof. Dr. Şükrü Hatun 16.04.2005 tarihli Cumhuriyet Bilim-Teknik dergisindeki yazısında, çocuklardaki bu önemli sağlık sorunu incelemektedir.</p>
<p>Metabolik sendrom nedir ve niçin önemli bir sağlık sorunudur?<br />
Metabolik sendrom, temelinde insülin direncinin bulunduğu, şişmanlık, tansiyon yüksekliği, trigliserid (bir tür kan yağı) yüksekliği, HDL (iyi kolesterol) düşüklüğü ve açlık kan şekerinin normal değerlerden yüksek olmasıyla karakterize bir durum. İlk olarak erişkinlerde tanımlanmış ve metabolik sendrom olanlarda hem erişkin tip şeker hastalığının hem de kalp/damar hastalıklarının sık olduğu gösterilmiş.</p>
<p>Metabolik sendrom, insülin direnci sendromu olarak da isimlendiriliyor; çünkü bu hastalıktaki bulguların hemen hepsi çeşitli dokulardaki insülin reseptörlerinin iyi çalışmamasına bağlı. Son yıllarda şişmanlığın insülin direncine neden olmasından çok, insülin direncinin şişmanlığa neden olduğu üzerinde daha çok duruluyor; çünkü yağ dokusu dışındaki dokularda, özellikle de beyin dokusunda insülin etkisi azalınca, organizma aldığı enerjiyi kullanmaktan çok yağ dokusunda depolama yönünde çalışıyor.</p>
<p>Bu durum halk arasında &#8220;su içse yarıyor&#8221; denen durum. Yani bu insanlar az enerji alsalar bile bu enerji yağ dokusunda dönüştürüyorlar. Yağ dokusu, özellikle karın bölgesindeki yağ dokusu artınca bu dokudan tıp dilinde &#8220;iltihap salgıları&#8221; olarak bilinen bazı maddeler salgılanıyor ve sanki vücutta &#8220;kronik bir iltihap&#8221; varmış gibi oluyor. Bu nedenle örneğin metabolik sendrom olanlarda astım, alerjik rinit gibi hastalıklar sık görülüyor, çeşitli kanserlerin sıklığı da artıyor.</p>
<p>Günümüzde erişkinlerde metabolik sendrom çok önemli bir sorun; örneğin ABD&#8217;de yaşayan erişkinlerin (&gt;20 yaş) yüzde 24&#8242;ünde metabolik sendrom olduğu, bazı etnik gruplarda bu oranın yüzde 50&#8242;yi bulduğu biliniyor. Erişkinlerde metabolik sendrom tanısı koymak için aşağıdaki risk faktörlerinden üç tanesinin olması gerekiyor.</p>
<p>Çocuklarda metabolik sendrom hangi sıklıkta görülüyor?</p>
<p>Çocukluk çağında şişmanlığın, özellikle de ABD&#8217;de çocuklarda erişkin tipi şeker hastalığı (Tip2 diyabet) sıklığının artması ile dikkatler çocuklardaki metabolik sendrom sorununa çevrildi ve görüldü ki şişman çocuklar arasında yüzde 30&#8242;a varan oranlarda metabolik sendrom olduğu görüldü. Erişkin dönemde olduğu gibi çocukluk çağında da metabolik sendrom gelişiminde en çok obezite ve insülin direnci üzerinde duruluyor. Obezite ile metabolik sendrom arasındaki yakın ilişki kabul edilse de obez çocukların bir kısmında niçin metabolik sendrom gelişmediği sorusu cevapsız kalmakta.</p>
<p>Yakın zamanda bu soruyu aydınlatmak üzere planlanan bir çalışmada obezite etkisi düzeltilerek yapılan analizlerde metabolik sendrom olan adolesanlarda insülin duyarlılığının yüzde 62 daha düşük olduğu gösterildi. Bu veriler metabolik sendromun obesitenin basit bir sonucu olmadığını, daha çok bağımsız bir bileşen olarak insülin direnci olduğunda ortaya çıkan bir patoloji olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Genel olarak birinci derece akrabalarında veya birden fazla yakın akrabasında Tip 2 diyabet, şiddetli şişmanlık veya metabolik sendrom olan çocuklar en riskli grubu oluşturuyor ve bu çocuklar ergenlik başlangıcından itibaren hızla şişmanlıyorlar. Bu özelliğe sahip çocuklardan özellikle boyun ve koltukaltı bölgelerinde kahverengi renk değişimi ve kalınlaşma olanların (buna akantozis nigrikans deniyor ve bir tür çıkmayan kire benziyor) vakit geçirmeden bir çocuk endokrinoloji uzmanına görünmeleri gerekiyor.</p>
<p>Çocuklarda metabolik sendrom tanısı erişkinlerdeki kriterlere göre mi konuyor?</p>
<p>Çocuklarda da aynı kriterler kullanılmakla birlikte, bu kriterlerle ilgili her yaş ve cinse göre farklı eşik değerlerin kullanılması gerekiyor. Ayrıca çocuklara açlık kan şekerinde bozulma daha seyrek, bu nedenle serum insülin düzeyinin yüksekliği dikkate alınıyor. Başta metabolik sendrom bakımından riskli olanlar olmak üzere aşırı şişmanlığı olan bütün çocukların Çocuk Endokrinoloji ünitelerinde incelenmeleri ve gerekli durumlarda şeker yükleme testi yapılması gerekiyor.</p>
<p>Metabolik sendrom tanısı alan çocuklar geleceğin kalp, diyabet hastaları mı?</p>
<p>Erişkinlerde yapılan çalışmalar, metabolik sendrom ile diyabet ve kalp/damar hastalıkları arasında çok yakın bir ilişki olduğunu gösterdi. Benzer durum çocukluk çağı için de geçerli. Bir çocuk metabolik sendrom olunca önünde çok uzun bir yaşam dönemi var ve bu nedenle erken yaşta kardiyovasküler hastalık riski artıyor. Bu eğilim sürerse uzak olmayan bir gelecekte koroner arter hastalığı gibi erişkin yaşa ait sorunların gençlerdeki sıklığının artacağını ve buna bağlı olarak toplumdaki kronik hastalık yükünün artacağını söyleyebiliriz.</p>
<p>Çocukluk çağında metabolik sendrom vakalarının artmasıyla çocuklardaki şişmanlık sorununa bakışımız da değişiyor. Günümüzde çocuklardaki şişmanlığı metabolik sendromun bir bileşeni olarak şişman olanlar ile bir tür &#8220;yaşam tarzı&#8221; şişmanlığı diyebileceğimiz basit şişmanlar olarak iki ana gruba ayırarak yaklaşmamız gerekli. İlk gruptakilerin ailelerinde şeker hastalığı, kalp damar hastalıkları ve metabolik sendrom yüklü var ve bu çocuklarda temel sorun insülin direnci. Bu çocukların çok yakından izlenmesi gerekli.</p>
<p>Ülkemizde durum nasıl?</p>
<p>Ülkemizde çocukluk çağında Tip 2 diyabet sıklığında hissedilir bir artma gözlenmemekle birlikte, son yıllarda özellikle obes adolesanlarda glükoz intoleransı sıklığına dikkat çeken araştırmalar yayınlanmaktadır. Bizim Marmara Pediatrik Endokrin Grubu olarak çok merkezli olarak yaptığımız bir çalışmada yaşları 10-18 arasındaki 105 çocuğun yüzde 14.2&#8242;sinde prediyabet saptanmıştır. Ülkemizde çocukluk çağında metabolik sendrom sıklığıyla ilgili yeterli veri yoktur.</p>
<p>Bizim yaşları 2 -18 yıl arasında değişen (81 kız, 49 erkek) 131 obez vakada Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine göre yaptığımız değerlendirmede metabolik sendrom sıklığı obez çocuk ve adolesanlar arasında yüzde 20 bulundu.</p>
<p>Koruyucu hekimlik bakımından Ailesinde Tip 2 diyabet ve/veya metabolik sendrom yükü olan, fizik muayenede gövdesel şişmanlık olan, akantozis nigrikans gibi insülin direnci bulguları olan çocukların daha yakından izlenmesi, Tip 2 diyabet bakımından riskli olan ve insülin direnci olan vakalarda erken tedavi başlanması gereklidir. Bu amaçlar doğrultusunda çocuk hekimleri ve genel pratisyenler için çocukluk çağı obezitesinin değerlendirilmesi konusunda sürekli eğitim toplantıları yapılması gereklidir.</p>
<p>Prof. Dr. Şükrü Hatun<br />
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi<br />
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı<br />
Endokrinoloji ve Diyabet Bilim Dalı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dogalhaberler.com/cocuklar-icin-onemli-tehlike.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rahim ağzı kanseri aşısı için ne diyorlar ?</title>
		<link>http://dogalhaberler.com/rahim-agzi-kanseri-asisi-icin-ne-diyorlar.html</link>
		<comments>http://dogalhaberler.com/rahim-agzi-kanseri-asisi-icin-ne-diyorlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 23:56:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MFCANSIZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dogalhaberler.com/?p=849</guid>
		<description><![CDATA[Sizler için çok tartışılan rahim ağzı kanseri aşısı hakkında kim ne demiş onları derledik. Rahim ağzı kanseri aşısı olarak reklâmı yapılan HPV aşısı hakkındaki görüşlerim için çok sayıda jinekolog meslekdaşımdan itirazlar geldi ve gelmeye de devam ediyor. Bana karşı çıkanlar rahim ağzı kanseri ve aşısı hakkında yanlış veya eksik bilgi vermeme değil benim görüş bildirmeme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-850" title="asırahimkanseri" src="http://dogalhaberler.com/wp-content/uploads/asırahimkanseri-201x300.jpg" alt="" width="201" height="300" />Sizler için çok tartışılan rahim ağzı kanseri aşısı hakkında kim ne demiş onları derledik.</strong></p>
<p>Rahim ağzı kanseri aşısı olarak reklâmı yapılan HPV aşısı hakkındaki görüşlerim için çok sayıda jinekolog meslekdaşımdan itirazlar geldi ve gelmeye de devam ediyor.</p>
<p>Bana karşı çıkanlar rahim ağzı kanseri ve aşısı hakkında yanlış veya eksik bilgi vermeme değil benim görüş bildirmeme kızıyorlar. Söyledikleri özetle şu: “Sen ne anlarsın rahim ağzı kanserinden, aşısından be adam?”</p>
<p>Uzmanlık alanımın göğüs hastalıkları olduğu dikkate alınacak olursa bu itirazlar elbette çok yerinde ve haklı. Benimki “hariçten gazel okumaktan başka bir şey değil.”</p>
<p>Ben de bu sefer hiçbir yorum yapmadan bu mevzuda uzman ve yetkili olanların görüşlerini sunmak istiyorum.</p>
<p>Önce Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Recep Akdağ’ ı dinleyelim (1):</p>
<p>Bakan Akdağ, HPV aşısının rahim ağzı kanserini önleme etkisinin henüz bilinememesi, yan etkileri konusunda bazı kuşkuların bulunması ve Türkiye’ye maliyet-etkinlik açısından uygun olmaması nedeniyle sosyal güvenlik kapsamına alınmasının düşünülmediğini kaydetti.</p>
<p>Akdağ, rahim ağzı kanserinin önlenebilir bir kanser türü olduğunu belirterek, “Rahim ağzı kanserinde erken teşhis ve tarama çok önemlidir. Bu kanser, kolay, ucuz ve güvenilir bir test olan Pap Smear testi ile en erken safhada tespit edilebilmekte ve erken dönemde tanı alan hastaların da yüzde 95′inden fazlası kolay tedavi yaklaşımları ile iyileşebilmektedir. Tüm kadınların aşı yaptırmış olsalar dahi belirli aralıklarla smear testi ile taramalarını yaptırmaya devam etmeleri halen tartışılmaz bir gerçektir. ” dedi.</p>
<p>Ülkemizde 9-29 yaş arasında 18 milyon nüfus bulunmaktadır ve her yıl 800 bin kız çocuğu dünyaya gelmektedir. Ülkemizde rahim ağzı kanserini önlemek için ilk yıl 18 milyon kişi ve her yıl 800 bin kız çocuğunun aşılanması gerekmektedir.</p>
<p>Söz sırası Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Daire Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer’ de (2):</p>
<p>Serviks tarama programına giren hiçbir kadının bu kanserden ölmediğini ve HPV alan kadınların yüzde 75 ile yüzde 98’inin kanser olmadığını söyleyen Dr. Tuncer, “Buna kanser aşısı demek doğru değil, bu ilaç firmalarının pompaladığı bir politikadır, şu anda etkinliği yüzde yüz kanıtlanmış değil sadece 5 yıl için etkinliği bildirilmiş. 5 yıl sonra ne olacak, tekrar yapılacak mı kesin belli değil” dedi. Aşının Asya’da yüzde 60, Avrupa’da yüzde 70 koruma sağladığını söyleyen Tuncer: “Ama Türkiye’de ne kadar koruduğuna yönelik bir çalışma yok, belki de hiç korumuyor, bilmiyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Sırada Türk Jinekolojik Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ali Ayhan var (3):</p>
<p>“Türkiye’de 2008 yılında yapılan bir çalışmaya göre bin 444 rahim ağzı kanserinin tespit edildiğini belirten Ayhan, bu hastalardan 500′ünün aynı yıl hayatını kaybettiğini söyledi. Türkiye’de son yıllarda rahim ağzı kanseri nedeniyle ölümlerin azaldığını anlatan Ayhan, “Rahim ağzı kanseriyle ölümlerin azalmasında toplumun bilinçlenmesi ve yardımcı sağlık personeli ile hekimlerin ortak bilgi alışverişinde bulunması önemli rol oynuyor” dedi.</p>
<p>Rahim ağzı kanseriyle ilgili erken tanı ve korunmaya yönelik tedbirler alındığını belirten Ayhan, rahim ağzı taraması sistemiyle erken tanıda önemli bir mesafe aldıklarını vurgulayarak, “Erken tanı rahim ağzı kanserlerinde hayat kurtaran bir yoldur. Erken tanı halinde rahim ağzı kanserini tamamen önleyebiliyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Şimdi de jinekolog Prof. Dr. Sedat Kadanalı’ yı dinleyelim (4):</p>
<p>“Aşılama toplumda yaygın olan, salgın yapan ve sık görülen hastalıklar için vazgeçilmez bir uygulamadır ve gerektiğinde tüm topluma uygulanmalıdır. Ulusal aşı programları yapılırken hastalığın toplumda görülme sıklığı, aşılanma ile kaç kişide hastalığın önlenebileceği ve bunun maliyet hesapları yapılmalıdır. Ayrıca hastalıkta korunmanın daha basit yollarının olup olmadığı araştırılmalıdır. Ülkemiz gibi tek eşliliğin yoğun olduğu ve sünnet gibi rahim ağzı kanserinde koruyan bir uygulamanın olduğu ve rahim ağzı kanseri görülme sıklığının az görüldüğü ülkelerde aşılanmanın kâr-zarar hesabı iyi yapılmalıdır.</p>
<p>Rahim ağzı kanseri aşısı diye tanıtılan aşının rahim ağzı kanserini önlediğine dair bir veri yoktur. HPV aşısı zaten lisansını da Amerika’da “HPV enfeksiyonlarından korunma” için almıştır.”</p>
<p>Son söz Prof. Dr. Sezai Şahmay’ da (5):</p>
<p>“Aşı tamamen ticari bir ürün. Ben bu aşıya karşıyım. Dünyada da giderek daha fazla sayıda uzman böyle düşünmeye başladı. Bu nedenle de üretici firmaların morali bozuldu. HPV enfeksiyonunu kadınların büyük bir kısmı geçiriyor. Yüzde beşinde sorun yaratıyor. Bu yüzde beşin de binde birinde kanser görülüyor. Rahim ağzı kanserinin gelişmesi için en az altı-yede sene geçiyor. Aşı yaptıranların smear testlerine devam etmeli. Normal kontrollerini yaptıran kadında kanser öncesi lezyonlar zaten tedavi edilebiliyor. Rahim ağzı kanserinde azalma var. Kendi kızıma yaptırmadım.”</p>
<p>KAYNAKLAR</p>
<p>http://www.haberler.com/asisi-pahali-her-60-bin-kadindan-biri-rahim-agzi-haberi/</p>
<p>http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/404564.asp</p>
<p>http://www.medimagazin.com/hekim/kongre/tr-hpv-asisi-sgk-kapsamina-alinacak-2-20-29424.html</p>
<p>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2010/07/16/yazilar/elestirel-yazilar/ilaclar/rahim-agzi-kanseri-ve-hpv-asisi-hakkinda-bilimsel-gercekler/</p>
<p>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2010/07/31/hakkimda/hpv-asisi-tartismasi/</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dogalhaberler.com/rahim-agzi-kanseri-asisi-icin-ne-diyorlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beyni olmadan hesap yapabiliyor</title>
		<link>http://dogalhaberler.com/beyni-olmadan-hesap-yapabiliyor.html</link>
		<comments>http://dogalhaberler.com/beyni-olmadan-hesap-yapabiliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 23:50:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MFCANSIZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnsan ve Yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dogalhaberler.com/?p=846</guid>
		<description><![CDATA[Japonya’da bilim insanları, dünyada binlerce yıldır yaşayan ilkel bir organizmanın, beyni olmadığı halde bir labirentte besine giden en kestirme yolu bulabildiğini keşfetti. Hakodate Üniversitesi laboratuarlarında yapılan deneyde, hayvan, bitki ya da mantar olarak değerlendirilemeyen “ökaryot” bir canlı türü olan “amipimsi” bir kökbacaklı kullanıldı. Bu canlının mantara benzeyen, “cıvık mantar” veya “yapışkan küf” olarak da anılan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-847" title="okartyot" src="http://dogalhaberler.com/wp-content/uploads/okartyot-300x300.gif" alt="" width="300" height="300" />Japonya’da bilim insanları, dünyada binlerce yıldır yaşayan ilkel bir organizmanın, beyni olmadığı halde bir labirentte besine giden en kestirme yolu bulabildiğini keşfetti.</strong></p>
<p>Hakodate Üniversitesi laboratuarlarında yapılan deneyde, hayvan, bitki ya da mantar olarak değerlendirilemeyen “ökaryot” bir canlı türü olan “amipimsi” bir kökbacaklı kullanıldı. Bu canlının mantara benzeyen, “cıvık mantar” veya “yapışkan küf” olarak da anılan çok hücreli türünün beyni olmamasına rağmen hücrelerini organize ederek “bilgiyi işleyebildiği” görüldü.</p>
<p>Kestirmeden gitti</p>
<p>Mikroskobik canlı, kendisine zarar verebilecek ışık ve nem gibi stres kaynaklarından uzak kalırken, en kestirme yolu seçerek besine ulaşmayı başardı. Çürüyen yapraklarda ortaya çıkan ve buralardaki bakterileri yiyerek beslenen bu canlının mayonez görünümündeki bazı türleri, mikroskop kullanmadan da gözlenebiliyor. Bu canlının bilgi-işlem yetenekleri, karmaşık sorunları çözen “biyo-bilgisayarlar” tasarlanmasını sağlayabilir.</p>
<p>Bulmacaları çözebiliyorlar</p>
<p>DENEYİ yürüten ekibin başındaki profesör Toşiyuki Nakagaki, “Basit yaratıklar bile belirli ölçüde zor bulmacaları çözebiliyor. Bilgisayarların hesap yükü nedeniyle yapmakta zorlandığı işlemleri bu canlılar doğaçlama bir yöntemle kolayca yapıyor. Hayatın ve zekânın kaynağını bu yaratıklarda görmek daha kolay” dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dogalhaberler.com/beyni-olmadan-hesap-yapabiliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antidepresanlar düşüğe sebep oluyor</title>
		<link>http://dogalhaberler.com/antidepresanlar-dusuge-sebep-oluyor.html</link>
		<comments>http://dogalhaberler.com/antidepresanlar-dusuge-sebep-oluyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2012 11:42:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MFCANSIZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dogalhaberler.com/?p=843</guid>
		<description><![CDATA[Kanada&#8217;nın Montreal Üniversitesi bilim adamlarının yaptığı araştırmada antidepresanların hamilelerde özellikle ilk 3 aylık dönemde düşüğe neden olduğu ortaya çıktı. Antidepresanların, hamilelerde özellikle ilk 3 aylık dönemde düşüğe neden olduğu ortaya çıktı. Kanada&#8217;nın Montreal Üniversitesi bilim adamlarında Dr. Anick Berard&#8217;ın 5 bin 100 hamile kadın üzerinde yaptığı araştırmanın sonuçları, Canadian Medical Association Journal isimli tıp dergisinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-844" title="antidepresan_5" src="http://dogalhaberler.com/wp-content/uploads/antidepresan_5-300x206.jpg" alt="" width="300" height="206" />Kanada&#8217;nın Montreal Üniversitesi bilim adamlarının yaptığı araştırmada antidepresanların hamilelerde özellikle ilk 3 aylık dönemde düşüğe neden olduğu ortaya çıktı.</strong></p>
<p>Antidepresanların, hamilelerde özellikle ilk 3 aylık dönemde düşüğe neden olduğu ortaya çıktı.</p>
<p>Kanada&#8217;nın Montreal Üniversitesi bilim adamlarında Dr. Anick Berard&#8217;ın 5 bin 100 hamile kadın üzerinde yaptığı araştırmanın sonuçları, Canadian Medical Association Journal isimli tıp dergisinde yayımlandı.</p>
<p>Dr. Berard&#8217;ın araştırmasına göre, depresyon tedavilerinde venlafaksin etken maddeli andepresanlar kullanan hamilelerde düşük oranı yüzde 68&#8242;e kadar çıktı. Araştırma süresince, antidepresan kullanan kadınlardan 20 haftalık hamile olan 284 kişi de aynı nedenle düşük yaptı.</p>
<p>Mutluluk hormonu olarak da bilinen ve insan vücudunun dışında hiçbir ortamda üretilemeyen serotonin hormonunun geri kazanımına yardımcı olduğu kabul edilen venlafaksin etken maddeli antidepresanlar, depresyon tedavisinde ilk sıralarda yer alıyor.</p>
<p>A.A</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dogalhaberler.com/antidepresanlar-dusuge-sebep-oluyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşük kolesterol ölüm riskini artırıyor</title>
		<link>http://dogalhaberler.com/dusuk-kolesterol-olum-riskini-artiriyor.html</link>
		<comments>http://dogalhaberler.com/dusuk-kolesterol-olum-riskini-artiriyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 11:35:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MFCANSIZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmet Rasim KÜÇÜKUSTA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dogalhaberler.com/?p=839</guid>
		<description><![CDATA[Kolesterol yüksekliğinin genel olarak çok tehlikeli olduğu ve ölüm riskini artırdığı kabul edilir ama kolesterol düşüklüğünün riskleri hakkında çok fazla bilgi yoktur. Japonya’ da yapılan bir araştırmada kolesterol düşüklüğü ile beyin kanaması riskinin arttığının gösterilmesinden sonra birçok gözlemsel çalışmada düşük kolesterolü olanlarda kanser, intihar, yaralanma ve koroner kalp hastalıkları dışındaki ölümlerin daha fazla görüldüğü belirlendi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignleft size-full wp-image-840" title="Ahmet-Rasim-Küçükusta" src="http://dogalhaberler.com/wp-content/uploads/Ahmet-Rasim-Küçükusta.jpg" alt="" width="250" height="185" />Kolesterol yüksekliğinin genel olarak çok tehlikeli olduğu ve ölüm riskini artırdığı kabul edilir ama kolesterol düşüklüğünün riskleri hakkında çok fazla bilgi yoktur.</strong></p>
<p>Japonya’ da yapılan bir araştırmada kolesterol düşüklüğü ile beyin kanaması riskinin arttığının gösterilmesinden sonra birçok gözlemsel çalışmada düşük kolesterolü olanlarda kanser, intihar, yaralanma ve koroner kalp hastalıkları dışındaki ölümlerin daha fazla görüldüğü belirlendi (1, 2, 3, 4, 5).</p>
<p>Bir meta-analizde ise kolesterol düşürücü ilaçların kalp-damar hastalıkları riski düşük insanlarda ölümleri artırdığı ortaya kondu (6).</p>
<p>Bu analizde statin dışı ilaçlar kullanılmış olmakla beraber statinlerle yapılan bazı araştırmalar kanser riskinin arttığını gösterdi (7, 8, 9).</p>
<p>Japonya’ da Jichi Tıp Fakültesi tarafından takip edilen grupta yapılan ve yeni yayınlanan bir araştırmada da kolesterolü düşük olanlarda felç, kalp hastalıkları ve kanserlere bağlı ölümlerin daha fazla görüldüğü belirlendi.</p>
<p>Bu araştırma, kanda kolesterol seviyesi düşüklüğü ile ölüm arasında ilişkiyi ve bu ilişkinin ölüm sebepleri üzerine etkisi olup olmadığını belirlemek amacıyla plânlandı.</p>
<p>Japonya’ da 12 farklı kırsal alanda yaşayan 40-69 yaşlar arasındaki 12 334 sağlıklı erişkinin total kolesterol seviyeleri ölçüldü ve bunlar 1992-2005 arasında ortalama olarak 11.9 sene takip edildi.</p>
<p>Bu süre sonunda resmi ölüm kayıt belgelerinden bu kişiler içinden 635 erkek ve 423 kadının öldüğü belirlendi.</p>
<p>Analizlerde “<strong>düşük kolesterolün kanamalı felç, kalp yetersizliği ve kansere bağlı ölümleri artırdığı ama yüksek kolesterolün ölüm için risk faktörü olmadığı</strong>” sonucuna varıldı.</p>
<p><strong>KAYNAKLAR</strong></p>
<p>1. Ueshima H, Iida M, Shimamoto T, Konishi M, Tsujioka K, Tanigaki M, et al. Multivariate analysis of risk factors for stroke. Eight-year follow-up study of farming villages in Akita, Japan. Prev Med. 1980;9:722–40.</p>
<p>2. Iso H, Jacobs DR Jr, Wentworth D, Neaton JD, Cohen JD. Serum cholesterol levels and six-year mortality from stroke in 350,977 men screened for the multiple risk factor intervention trial. N Engl J Med. 1989;320:904–10.</p>
<p>3. Cummings P, Psaty BM. The association between cholesterol<br />
and death from injury. Ann Intern Med. 1994;120:848–55.</p>
<p>4. Lester D. Serum cholesterol levels and suicide: a meta-analysis. Suicide Life Threat Behav. 2002;32:333–46.</p>
<p>5. Epstein FH. Low serum cholesterol, cancer and other oncardiovascular disorders. Atherosclerosis. 1992;94:1–12.</p>
<p>6. Smith GD, Song F, Sheldon TA. Cholesterol lowering and mortality: the importance of considering initial level of risk. BMJ. 1993;306:1367–73.</p>
<p>7.Shepherd J, Blauw GJ, Murphy MB, Bollen EL, Buckley BM, Cobbe SM, et al; PROSPER study group. PROspective Study of Pravastatin in the Elderly at Risk. Pravastatin in elderly individuals at risk of vascular disease (PROSPER): a randomised controlled trial. Lancet. 2002;360:1623–30.</p>
<p>8. Sacks FM, Pfeffer MA, Moye LA, Rouleau JL, Rutherford JD, Cole TG, et al. The effect of pravastatin on coronary events after myocardial infarction in patients with average cholesterol levels. Cholesterol and Recurrent Events Trial investigators. N Engl J Med. 1996;335:1001–9.</p>
<p>9. Alsheikh-Ali AA, Maddukuri PV, Han H, Karas RH. Effect of the magnitude of lipid lowering on risk of elevated liver enzymes, rhabdomyolysis, and cancer: insights from large randomized statin trials. J Am Coll Cardiol. 2007;50:409–11.</p>
<p>10.<a href="http://www.jstage.jst.go.jp/article/jea/21/1/67/_pdf">http://www.jstage.jst.go.jp/article/jea/21/1/67/_pdf</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dogalhaberler.com/dusuk-kolesterol-olum-riskini-artiriyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şekerli içecekler kalp hastası yapabiliyor</title>
		<link>http://dogalhaberler.com/sekerli-icecekler-kalp-hastasi-yapabiliyor.html</link>
		<comments>http://dogalhaberler.com/sekerli-icecekler-kalp-hastasi-yapabiliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 11:18:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MFCANSIZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kalp Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dogalhaberler.com/?p=835</guid>
		<description><![CDATA[Günde iki kutu veya daha fazla şekerli içecek tüketen kadınların kalp hastası olma ihtimali artıyor. Amerikan Kalp Vakfının yıllık kongresinde sunulan araştırmada, kalp rahatsızlığı bulunmayan 4166 kişinin sağlık durumu beş yıl boyunca takip edildi. Günde iki kutu veya daha fazla şekerli içecek tüketenlerin vücut kitle endeksinin daha az tüketenlere oranla 2,5 kg/metrekare fazla, bellerinin 5,5 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignleft size-full wp-image-836" title="sekerli-icecekler-kadinlari-kalp-hastasi-yapar" src="http://dogalhaberler.com/wp-content/uploads/sekerli-icecekler-kadinlari-kalp-hastasi-yapar.jpg" alt="" width="296" height="218" />Günde iki kutu veya daha fazla şekerli içecek tüketen kadınların kalp hastası olma ihtimali artıyor.</strong></p>
<p>Amerikan Kalp Vakfının yıllık kongresinde sunulan araştırmada, kalp rahatsızlığı bulunmayan 4166 kişinin sağlık durumu beş yıl boyunca takip edildi.</p>
<p>Günde iki kutu veya daha fazla şekerli içecek tüketenlerin vücut kitle endeksinin daha az tüketenlere oranla 2,5 kg/metrekare fazla, bellerinin 5,5 santim daha kalın olduğu ve yüzde 50 daha az hareket ettikleri görüldü.</p>
<p>Ayrıca kadınlarda trigliserid değerlerinin yükseldiği, glikoz toleransının bozulduğu gözlemlendi.<br />
Bilim adamları, kilo almasalar da kadınlarda kalp hastalığına neden olabilecek metabolik risk faktörleri geliştiğini tespit etti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>AA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dogalhaberler.com/sekerli-icecekler-kalp-hastasi-yapabiliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nükleer silah haramdır</title>
		<link>http://dogalhaberler.com/nukleer-silah-haramdir.html</link>
		<comments>http://dogalhaberler.com/nukleer-silah-haramdir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 11:09:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MFCANSIZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnsan ve Yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dogalhaberler.com/?p=831</guid>
		<description><![CDATA[İran Meclis Başkanı Ali Laricani, &#8216;Nükleer silah peşinde değiliz. Dini açıdan da onu doğru bulmuyoruz. Ayetullah&#8217;ın da dediği gibi Nükleer silah, haramdır&#8217; dedi. TBMM Başkanı Cemil Çiçek&#8217;in daveti üzerine Türkiye&#8217;yi ziyaret edeceğini belirten Laricani, ziyarette Meclis Başkanı Çiçek, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve öteki yetkililerle bir araya geleceğini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-832" title="laricani-nukleer-silah-haramdir" src="http://dogalhaberler.com/wp-content/uploads/laricani-nukleer-silah-haramdir.jpg" alt="" width="296" height="218" /><strong>İran Meclis Başkanı Ali Laricani, &#8216;Nükleer silah peşinde değiliz. Dini açıdan da onu doğru bulmuyoruz. Ayetullah&#8217;ın da dediği gibi Nükleer silah, haramdır&#8217; dedi.</strong></p>
<p>TBMM Başkanı Cemil Çiçek&#8217;in daveti üzerine Türkiye&#8217;yi ziyaret edeceğini belirten Laricani, ziyarette Meclis Başkanı Çiçek, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve öteki yetkililerle bir araya geleceğini ifade etti.</p>
<p>“İran ve Türkiye meclisleri, bölgenin en güçlü ve önemli meclisleridir” diyen Laricani, “Bu açıdan parlamentolarımızın, iki ülke ilişkilerinin güçlendirilmesi ve ilişki seviyesini artırmada önemli rolleri var” dedi.</p>
<p>Türkiye ve İran arasındaki ticaretin iyi durumda olduğunu ve siyasi konularda sürekli istişarelerde bulunduklarını belirten Laricani, “Türkiye ve İran, komşu, Müslüman, kardeş ve dost ülkelerdir” ifadesini kullandı.</p>
<p>Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu&#8217;nun bir süre önceki İran ziyaretini hatırlatan Laricani, şunları kaydetti: “Bölgedeki çeşitli konularda da istişare ve müzakerelerde bulunuyoruz. Bazen farklı görüşlerimiz, bazen de ortak görüşlerimiz oluyor. Ama genelde Türkiye ve İran dostane ilişkilere sahipler. İki ülke parlamentoları, bu ilişkileri daha da derinleştirebilir, ticari ilişkilerin artırılmasına yardımcı olabilir, ilim, kültür ve sanayi alanında da işbirliğine yardım edebilir.”</p>
<p>Laricani, “İran ve Türkiye bölgenin iki büyük ve önemli ülkesidir. İki ülkenin yakın işbirliği, bölgenin güvenlik ve istikrarına yardım ediyor, ayrıca doğu blokunun dünyadaki rolünü artırıyor” diye konuştu.</p>
<p>İran ve Türkiye&#8217;nin, bölgesel konulardaki işbirliğini genelde iyi olarak tanımlayan ve daha fazla işbirliği yapabileceklerini belirten Laricani, “Bazı yerlerde görüş ve tahlil farklılığı olabilir. İstişarelerle konular ele alınıyor ve işbirliği gelişiyor” dedi.</p>
<p>NÜKLEER SORUN MÜZAKERELERLE HALLEDİLMELİ</p>
<p>Laricani, ülkesinin nükleer enerji faaliyetleri ve bu konuda Batılı ülkelerle yeniden başlaması beklenen müzakerelere ilişkin olarak da &#8217;5 artı 1&#8242; grubuyla sürekli olarak irtibat halinde olduklarını, ancak asıl sorunun karşı tarafın müzakereleri bir araç olarak görmesinden kaynaklandığını söyledi.</p>
<p>“İran, nükleer sorunun her zaman müzakerelerle halledilmesine inanıyor” diyen Laricani, Dışişleri Bakanı Davutoğlu&#8217;nun ziyaretinde de müzakerelerin Türkiye&#8217;de yapılması konusunda görüş beyan edildiğini bildirdi.</p>
<p>Laricani, “5 artı 1 ülkeleri, nükleer konuya dakik ve gerçekçi bir bakış açısıyla bakar, bunu bir araç olarak görmez ve sorunun halledilmesinde çözüm yeri olarak bilirlerse İran, daha etkili adımlar atar” ifadelerini kullandı.</p>
<p>İran&#8217;ın nükleer enerji alanındaki haklarının müzakere konusu olamayacağını belirten Laricani, “NPT&#8217;ye üye ülkeler, barışçıl nükleer enerjiden istifade etme hakkına sahipler” dedi.<br />
Sorunun halledilmesinde karşı tarafın bahane aramamasının önemli olduğunu kaydeden Laricani, müzakerelerin konuyu aydınlatıcı bir nitelik taşıması gerektiğini bildirdi.</p>
<p>BÖLGEDEKİ GELİŞMELER</p>
<p>Laricani, bölgedeki halk hareketlerine ilişkin olarak da bu gelişmelerin son bir yıldır birbirine bağlı ve önemli gelişmeler olduğunu söyledi.</p>
<p>Gelişmelerin bölgenin şekillenmesinde önemli etkide bulunduğunu belirten Laricani, “Bu gelişmelerin özüne ve aslına iyi dikkat etmeli. Bölgedeki gelişmeler, bir anlamda Müslümanların kendi haklarını aramalarıdır. Müslümanlar, dışa bağlı diktatörlerin sultası altında olmayı istemiyorlar” diye konuştu.</p>
<p>ABD&#8217;nin özellikle 2. Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra Müslüman ülkelere karşı aşağılayıcı politikalar izlediğini belirten Laricani, Batılı bazı ülkelerin çeşitli taktiklerle bölgedeki uyanışı engelleme peşinde olduklarını ifade etti.</p>
<p>İran ve Türkiye&#8217;nin de eşit ve uyumlu tahlillerle bölgedeki gelişmeler konusunda işbirliği yapabileceğini kaydeden Laricani, İran olarak bu çerçevede çeşitli ülkelerle istişarelerde bulunduklarını belirtti.</p>
<p>İRAN&#8217;A KARŞI YAPTIRIMLAR YENİ DEĞİL</p>
<p>ABD ve bazı müttefiklerinin İran&#8217;a karşı uyguladıkları yaptırımları da değerlendiren Laricani, yaptırımların yeni bir şey olmadığını bildirdi.</p>
<p>“İran&#8217;ın, Batı&#8217;ya bağlı bir diktatörü (Şah) devrimle ihraç ettiği için ABD ve Batı tarafından yaptırımlara maruz kaldığını” söyleyen Laricani, şunları belirtti: “Onlar görünüşte demokrasi ve insan haklarından yana olduklarını söylüyorlar. İran halkı bir diktatörü dışarı attığında onlar İran&#8217;a karşı mücadeleye başladılar. Soruna neden olan Batı&#8217;nın bu çifte standardıdır.”</p>
<p>Laricani, “Batılıların bazen Türkiye&#8217;ye karşı da benzer tutum içinde olduğunu, Türkiye halkının haklarına karşı direniş gösterdiği zamanlar olduğunu” belirtti.</p>
<p>İran&#8217;ın yaptırımlar karşısında, kendi kaynaklarına yöneldiğini, kendi kendine yeterli hale gelmeye çalıştığını ifade eden Laricani, “Batı, İran&#8217;a karşı son 32 yıldaki tutumundan hiçbir fayda elde etmediğini bilmeli” diye konuştu.</p>
<p>İran-Irak savaşında bütün Batılı ülkelerle bazı bölge ülkelerinin Saddam&#8217;ı desteklediklerini hatırlatan Laricani, “İran halkına karşı hiçbir şeyi zorla kabul ettiremediler. Ama İran&#8217;a bedel de ödetmediler değil. 200 binden fazla şehit verdik. Ama bunun sonucunda stratejik savunma silahları üretiminde ileri gittik. Akıl, geçmişten ders almak gerektiğine hükmediyor” ifadelerini kullandı.<br />
Laricani, düşmanca tutumlar yerine, doğu ve batı arasında mantıklı bir diyalogun gerekliliğini vurguladı.</p>
<p>KİTLE İMHA SİLAHLARI HARAMDIR</p>
<p>İran&#8217;ın nükleer enerji programının askeri amaçlı olabileceği yönündeki ABD ve Batılı ülkelerin iddialarını da değerlendiren Laricani, “İran niçin nükleer silah peşinde olsun ki, buna ne ihtiyacımız var? Nükleer silah bölgede güvenliğe katkıda bulunmuyor” dedi.</p>
<p>Laricani, bölgedeki bazı ülkelerin nükleer silahlara sahip olmasına rağmen, istikrar içinde olmadıklarını söyledi.</p>
<p>Bunun soğuk savaş döneminde belki bir prestij olabileceğini anlatan Laricani, o dönemin artık geride kaldığını bildirdi.</p>
<p>Laricani şunları vurguladı: “Nükleer silahın, İran&#8217;ın bölgesel gücüne hiçbir yardımı olmaz. Bu yüzden nükleer silah peşinde değiliz. Dini açıdan da onu doğru bulmuyoruz. Dini lider Ayetullah Ali Hamaney, &#8216;Nükleer silah haramdır; kitle imha silahları haramdır&#8217; diye açıkladı.”</p>
<p>Demokrasilerinin İslam esasına dayalı olduğunu kaydeden Laricani, “Tüm kanunlarımız İslam&#8217;la uyumlu olmak zorunda. Dini Lider, bu silahları haram ilan ediyorsa, bu silahlara hiçbir şekilde yaklaşılmaz. İran&#8217;ın nükleer silah peşinde olduğu iddiası yalandan ibarettir” diye konuştu.</p>
<p>ERMENİSTAN İŞGALİNDEKİ AZERBAYCAN TOPRAKLARI</p>
<p>Laricani, soru üzerine bölgesel sorunlardan biri olan Azerbaycan toprağı Yukarı Karabağ ile ilgili olarak da değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Karabağ meselesinde farklı unsurlar sözkonusu olduğunu belirten Laricani, bu sorunun çözümüyle AGİT Minsk Grubu&#8217;nun ilgilendiğini hatırlattı.</p>
<p>Karabağ sorununun uluslararası bir konu haline geldiğini kaydeden Laricani, “Bizim geçmişte de dediğimiz şu ki, (Karabağ sorununda) herkes müzakerelerle kendi hakkına kavuşmalı ve bir ülkenin toprak bütünlüğüne halel gelmemeli” ifadesini kullandı.</p>
<p>Karabağ sorununun çözümü için İran&#8217;ın da hazır olduğunu belirten Laricani, daha önceleri de çözüm önerilerinde bulunduklarını söyledi.<br />
Laricani, Azerbaycan&#8217;ın, Minsk grubu çerçevesinde Karabağ sorununu çözmeye çalıştığını belirtti.</p>
<p>Türkiye ve İran&#8217;ın, Azerbaycan halkının hakkına kavuşması için oynayabileceği rolün siyasi açıdan birbirine yakınlığıyla ilgili olduğunu belirten Laricani, “Bu, belli bir yere kadar birbirine yakın” dedi.</p>
<p>Laricani, konuşmasının sonunda “Büyük Türk halkına başarı ve ilerleme dileklerinde bulunduğunu” söyledi.</p>
<p>A.A</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dogalhaberler.com/nukleer-silah-haramdir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

